26 Eylül 2007

Sırt


Bir kadını sevmeye önce sırtından başlanır,
Suskun adamın dillendirmediği fantazisinde
Bakar ardından, uzaklaşırken kadın,
Sırtına, omuzlarına kayar gözleri, hayran
Her kadın arkadan güzeldir, gerçeğin kendisi
Suskun adamdan uzaklaşırken arzu simgesi
"Ah!" diye kaçırır nefesi, Ah!
Sus kadın, dön git, ardın konuşsun...

Art by/Fotoğrafçı - Mrs.Pinkeyes (deviantart.com)

19 Eylül 2007

Kokusuz benliğimin benden de eski hayali kimin aklına gelirdi ki?
Ormandan çıkıp şehre gittiğimde
kaybolanın sadece farkındalığım olduğunu sandım
sonradan anladım aslında
bu sadece bir aldatmaca
benimle başlayan benliğimi değiştirmek için
bir kandırmacaymış
şimdilerde anısız geçmişime göz atmaya çalışan ben
neyin değiştiğini merak ediyorum
yazılı kayıtlardan anlam çıkarmaya çalışırken
kendi şifrelerimi çözemiyor olmanın
deli mutluluğunu yaşıyorum

05 Eylül 2007

Yokuz

Çıt yok. Geniş caddeler bomboş. Arabalar boş ve cansız. Ağaçlar kıpırtısız, cansız. Bulutlar terk etmiş gökyüzünü. Nefes yok. Toprak sessiz, yok.

Pencereler kimsesiz. Evler sahipsiz. Duruyorlar öylece. Kapıdan içeriye. Kimse yok. Salon renksiz. Mobilyalar birer süsten ibaret. Merdivenlerden yukarıya. Soldaki ilk oda. Gelişigüzel dağınıklık. Yatak boş, düzeltilmemiş.


“Burada değiliz. Yokuz. Evde kimse yok.”


Kimse yok sanısı.


“Gerçekten yokuz. Baksana, kimse yok.”


Yanılgı sanısı


“Başka bir yüzyılda gel.”


Peki. Pencereden dışarı. Yüksel. Yüksel. Gökyüzüne doğru.

Bu evlerden binlerce var. Binlerce boşluk, binlerce oyuk, binlerce mağara. Zamansız, öylece durmak. Ve boşluk.

En azından gökyüzü ve toprak doldurulmalı...


-Art by 3nchancedfx (DeviantArt)


21 Ağustos 2007

Yarım kalmış bir fikir-düşünce zinciri...



Yanıbaşındakine dönüp başladı konuşmaya. parmağıyla biraz ilerideki hızlı ve gergin adımlarla işine gitmekte olan adamı işaret etti, espri kelimeleri döküldü ağzından. Sonra gülmeye başladılar. Bu espri ve ardındaki kahkalar onlara tam bir dakika otuziki saniyeye mal olmuştu. Gün bir adım daha ilerledi.

Zaman dostumuz aslında. Durmayı, bizi sıkmayı istemiyor. Akmak için her fırsatı kolluyor, hepsi bizi daha ileri taşımak için. Gerçi her bir dakikanın bir bedeli var. Kimisinde bu sarf edilen anlamsız sözler, kimisindeyse birkaç kahkaha.

Bazıları zamana beyinlerini veriyorlar. Aylar beyinsizce, hatırlamaksızın geçip gidiyor. Bir başkasıysa akıllı davranıp algısını rehin veriyor ve zamanı anlayamadan öylece yıllarını harcıyor.

Demin yürüyen adam, hatırladınız mı? O, zamanın en iyi müşterilerinden. Arkadaşın yürürken az bir durup biraz önce yanından geçen güzel kadına şöyle bir göz atmaya dahi vakti yok. Zamana neyi var neyi yok vermiş. İş, güç, ve bir şeyler kazanmak derken karşılığında özel hayatını, arkadaşlarını, ailesini, bir fazla lokmayı kurban etmiş. Ne diyelim, bizce müşteri her zaman haklıdır.

Ve şu kadın. Kadın, ona bakmayan adamı uzun uzun süzdü. Kaçan kovalanır, ama bu sefer o kadar da ısrarcı değil. Akşama arkadaşlarıyla bir bahçede geçirecek. Geceler harcanmalı bir şekilde. Onun okuyacak, izleyecek, öğrenecek bir şeyi yok; arkadaşları var ya. Bazı insanlar aralarında bu sözsüz, kayıtsız anlaşmayı yaparlar: Birbirlerinin vakitlerini harcatırlar ve böylece birbirlerini o vakitle ne yapacaklarına karar verme derdinden kurtarırlar. Çoğunlukla o gece konuşulanlar hatırlanmaz.

Kadın durakta beklemeye koyuldu. Otobüsü ne ara gelir hiçbir fikri yok; bu tür şeyleri aklında tutamaz zaten...

heyecanlanmıyorum artık
ne kokusundan
ne de bakışından hayatın
ne oldu, kurudum mu dersin?
iki senede bitip tükendim mi?
şimdilerde kırmızı görmez oldum,
maviyse artık alelade bir renk

24 Temmuz 2007

Farkındalık

Bilmiyorum diğer insanlar kendilerinin ve hissettiklerinin ya da yapıp yapacaklarının ne kadar farkındalar. Fakat ben kendi adıma, bendeki farkındalığı kesinlikle yeterli bulmuyorum.

Şöyle ki sanki bilinç ile bilinçdışının arasınd
ayım. İşkence gibi, hem bunun farkındayım hem de bunu düzeltemiyorum. Sonra sebeplerini arıyorum; bulduklarım genelde kendi uydurduğum temelsiz teorilerden ibaret.

Yetersiz miyim, yoksa benimki kendine dönük bir yok etme mekanizması mı anlamadım bir türlü.

-art by thundermistress (deviantart.com)

16 Temmuz 2007


Kendi içinde çelişkiler yaşarken hayatta sağlam tutunamazsın. Yalnız seni aklen ileri taşıyanlardan biri de bu çelişkilerdir.

Bazı şeylere aklen bir mantık uydurmak, onları akılcı yaklaşıp farklı açılardan görmek pek tabii ki mümkündür. Yalnız ne olursa olsun küçük yaşta içimize işlenmiş bir takım kurallar var. Çoğunlukla onların farkına dahi varmıyoruz. Ola ki vardık diyelim; aklen bunları geçici olarak çiğneyebiliriz; fakat ya eninde sonunda içimizde kabaran o kaynağı belirsiz huzursuzluğu ne yapacağız?

04 Temmuz 2007

Mezar Taşı


bu gece de kaldım mı neşesiz
mezar toprağı gibi sanki
kuru ot bitmiş üstümde
yakılmayı bekler
bir ziyaretçim olsa keşke
bir tane de çiçek bıraksa
içimdeki uyanacak sanki
hoş bir tebessüm kıracak

-Art by Nick Bodle
s

01 Temmuz 2007

Daha Az


geçen yaz daha çok severdim seni
senin hayalinle geçerdi
sahil yolunun neredeyse hepsi
uzun boyunlu kediler ayaklarıma dolanırdı
ben fark etmezdim bile
bu yazsa seni daha az seviyorum
o sahil şeridinin sadece üçte ikisi
kalanında ne var diye sorma
hatırlamıyorum...
yine de seni daha çok seviyorum
önümüzdeki kısa yaza nazaran
yolun yarısından da azı olacaksın
ve ben rahatsızlık duyacağım
uzun boyunlu kedilerin
ayaklarıma dolanmasından...

29 Haziran 2007



"Bir yazarın en iyi dostu, çöp kutusudur."

Bu sözden nefret ettim. Çünkü bana göre yazılanları çöpe atmak bir bakıma katliam. İçten gelerek yazılan her şeyin bir değeri yok mudur?

Şu güne kadar bir bütünlük oluşturmuş olan her yazımı saklamaya çalıştım. Kimisi beş para etmez zırvalar, kimisi ise kendi içlerinde farklılık taşıyan ilginç yazılardı.

Profesyonel bir yazar değilim. Yazdıklarım üzerinde saatlerce düşünüp onlar tekrar tekrar yazmam. Bir seferinde ne çıkarsa onunla yetinirim, çünkü en gerçek olanın o olduğuna inanırım.

Sanırım benimki yazarlık değil.

Another Little Story



Once, there was a little boy who hated brushing his teeth and washing his face every day and night. The process was so wearing that every second of it felt like a century. The taste of toothpaste disgusted him. His parents usually had no tolerance concerning this, but still, every time he used to found a way to skip them. But one day, he had a lot of pain and then he went to dentist. After that the pain taught him to endure the process. Since that day, he did those every day and night.

Then all of a sudden, he started to like them. Both tooth brushing and face-washing. He started to love the feel of water, cleanliness and freshness. Then the touch of toothbrush feels like a professional massage and so...

But after a while, he used to it. He used to the daily process, the feel...

After years of living, he grew up and now he misses something. He misses hating to do those things. To be aware of them, to feel their presence again. In this age, he remembers going to bathroom, then coming out like nothing happened. He can not help but forget his time... If he were not that used to the process... Now he wants to detest, but his reason doesn't let him.

He needs help to be aware of the life again.

-Art by Barry Bruner

11 Haziran 2007

Bir yeri sevmek için orada hoş anılardan oluşan bir geçmişinizin olması gerekir. İstanbul'un şansızlığı, belki de benim için hiç de hoş olmayan anıların yuvası olmasıydı. Fakat hiçbir şey sadece uzak geçmişiyle hatırlanmaz. Bu şehri benim gözümde daha katlanılır kılan şeyler de oldu. Hoş saydığım anılar. Gece vakti kafenin birinde içtiğim kahve, içinde gezip üstüne bir hikaye yazdığım bina, kitapçıda gördüğüm dünya tatlısı kız gibi. Bunlar bana, bu şehri aslında hiç de hakkıyla yaşayamadığımı hatırlatıyor. Bir şans daha mı vermeli dersiniz?

Yalnız, ona bu şansı veremeyecek kadar ondan uzağım ve... Ne diyeyim, ondan biraz korkuyorum.

04 Haziran 2007

Yağmur öncesinin o pustan yoksun berrak havasında bazen denizin karşısındaki adalar bir farklı görünür. O netlikte adaların her bir ayrıntısını seçebilirsin. Böyle havalarda kıyıda dolanırken ister istemez gözüm karşı adadaki bir dağın tepesine kayar. O berraklıkta o tepede bir çıkıntı vardır. Ne olduğunu bilmem o mesafeden imkânsızdır ama, ben onu hep bir ağaç olarak bellemişimdir.

İşte bu anlarda hep o karşı yakada, o ağacın gökyüzünü kavrayan dallarının altında oturmak isterim. Orada oturup evimin, ülkemin olduğu kıyıları izlemeyi isterim... Hoş olurdu, ne dersin?

Yazılanlara yorum yapılması hoşuma gidiyor aslında. Yani yazdıklarımın çoğu bağımsız olduğundan, eski yazıların da yorumlanabilmesi mümkün. Bu blogger'ın en sevdiğim yönü ise yorum yazmak için üye olmak zorunda olmaman. Ya anonymous ya da kendi seçtiğiniz bir rumuz ile yorum yapabiliyorsunuz.

Eee?

31 Mayıs 2007

şık mıkık?

Nedir bu her seferinde kendi kendine verilen sözler? Tutamacağın kesin bir kere. Sadece anlık tadaviler. Bunun son olduğu avuntusuyla uyursun gece vakti, daha nicelerinin geleceğinden haberdar aslında.

kıl kanat

Bir kol mesafesinde gizli küçük aydınlıklar. Kapkara sayfalar arasındaki anlamlı sözcükler. Uzanmak gerek pek tabii ki; fakat... Pas geçmeden edemiyor kişi, sonu yok ki bunun. Ne fırsatlar fosillenmeye bırakılmış sıralı tahtlarında. Ben ki tembel arkeolog, boş dakikalarımla kafayı bulmuş. Bilginin varlığından haberdar kendisinden yoksun. Sustum gitti işte, böylesi sanki daha huzurlu. Fakat tatminkâr değil...

breh

Aslında salıvereceksin kendini, pervasızca tecrübe edeceksin. Ta ki artık etkilenmeyecek hale gelene kadar. Fakat galiba herkes bunu yapıyor. Bu benim yapmamam gerektiği anlamına gelmiyor mu? Madem öyle, sıkıntı içinde olmaktan neden bu kadar şikayetçisin. Madem kendi yolunda olmayı bu kadar istiyorsun, neden diğer yaşam biçimlerini izleyip onlardan parçaları kendine istiyorsun? Benim kendi parçalarımı yaratmam gerekmiyor mu? Ve yine çelişkili fikirler ortak hikayelerde buluşur...

Actually, you should let yourself go, experience everything, fearlessly. Until you become invulnerabe. But, it seems everyone is doing this. Does this mean I shouldn't do it? Then, why are you so annoyed to be in difficulty. Since you desire to make a difference, then why do you keep on observing other's lives and want some of them for yourself. You are not a collector! Shouldn't I try to create my own pieces of live?And then again paradoxical ideas come together in common stories...

11 Nisan 2007

Bir süredir yazmıyorum, farkındayım. Fakat ben yazmayı alışkanlık haline getirmiş birisi değilim ne yazık ki. Baktım burası çok boş kaldı, dedim bari yaşadığımı belli edeyim.

Farkındayım, bilinenlerin
Çünkü ben söyledim
Görüyorum yandan bakışları
Çünkü ben de baktım
Biliyorum bildiğini
Ve korktuğunu
Cesaret edeceğimden

-------------------------------------------------------

Well, I am aware of that I haven't posted anything for a while. Unfortunately I am not a man who has writing as a daily habit. I know I have neglected this space, but see this post as a sign of my well being. I am still alive.

I am aware of the known
Cause I sounded them out
I see the hidden side glances
Cause I eyed as well
I know that you know
And dread
That I would dare

17 Mart 2007

Groklanmak / Being Grokked

Benim bütün yazılarımı okusa, sevdiğim bütün müzik parçalarını dinlese, her cevabımı tek tek incelese, beni haftalarca gözlemlese, söylediklerim üzerine uzun uzun düşünse, okuduğum her bir kitabı okusa, çıkardığım her sesi taklit etse, izlediğim her filmi izlese, düşüncelerimi dinlese, benim baktığım yere baksa ve benim giysilerimi giyse; beni sonunda tanıyıp anlayabilir miydi dersiniz?

Peki ya ben yapabilir miydim? Hiç sanmıyorum.

-------------------------------

If she/he read all my writings, listen to all my favourite music tracks, examine each of my answers, observe me, ponder on my sayings, read every book I've been read, echo every sound I made, watch every movie I've been watched, listen to my thoughts, look where I looked and wear my clothings, would he/she know and understand me then?

Could I? I don't think so.

15 Mart 2007

Bir Fincan Kahve / A Cup of Coffee

Bir fincan kahvenin dibine gizlenmiş kahverengi bakışlar. Şeker gördü mü yok oluyorlar. Kahveyi şekersiz içmeli, katkısız neysiz. Peki ya o bakışlar isteniyor mu gerçekten? Bu mudur her bardağa atılan beş altı şekerin sebebi? Böyle bir bakışın ölümlünün bu kadar kolay olması ne kadar da garip.

"Ekstra sert sade kahve lütfen, mümkünse şekersiz olsun." Etrafına bakınır; "Bana katılmak isteyen var mı?.. Yok mu? Ah, bu günlerde birlikte kahve içecek insan bulmak ne kadar da zor!" Ve köşesine çekilir.

----------------------

Brown glares hidden on the bottom of a cup of coffee. They vanish when the sugar is added. Coffee should be drank without sugar, without any adding. But are those glares really wanted? Is this the reason to add five of six sugar cubes into the coffee? How strangely easy it is to kill such a glare.

"One extra dark coffee please, without sugar, of course." He looked around; "Who wants to join me? No one?... Ah, Nowadays, one can not find a decent person to drink a bare cup of coffee together!" Then he went back to his corner.