23 Mayıs 2009

Sokak lambasının turuncu ışığıyla yarı yarıya aydınlanan oda. Çalışma ışığıyla yetersizce aydınlatılmış masa. Masanın başında saçı başı dağılmış, gözlerinden uyku akan genç yazar adayı. İlham için bekler durur.

Bir homurdanma sesi geldi önce. Yazar adayı fark etmedi. Homurdanma netleşince bir küfür olduğu anlaşılır: "Geberesice salak herif, yazmak senin neyine..." Yazar kişi bu sesin farkına varmaz. Fakat bakışları dalgınlaşır. "Gecenin bir yarısı. Yat uyu işin gücün yok mu senin?"

Şimdi masanın yanında bir cüce belirmiştir. Orangutana benziyordu, fakat üstünde kırmızı mavi kıyafetleri vardı. Cüce, genç yazar adayını inceledi. Bunu yaparken bir yandan da kendi kıçını kaşıyordu.

"Leş gibi kokuyor. Banyo yapmayı bile bilmeyen bu zındıklarla niye uğraşıyorum bilmem ki..."

Derken cüce avucuna tükürür ve kendisini göremeyen gencin ensesine okkalı bir tokat yapıştırır.

Yazar adayı bir an dalgınlıktan sıyrılır, fakat şimdi kağıda boş boş bakmaktadır. Yazar adayının açık ağzı, eblek ifadesine çok yakışan bir kurdele gibidir.

"Defolu lan bu. Anlamıyor dürzü. Tipe bak... Peh!"

Başını olumsuzca sallayan cüce, olduğu yerden biraz geriler, gerilir, oturan yazar adayının ayağına tüm gücüyle tekmeyi savurur.

Önce irkilen, sonra bir anda gözleri parlayan yazar adayı sırıtır. Hemen kalemine sarılıp yazmaya koyulur. Daha sonra ona bunu nasıl yazdığını sorduklarında, ilham persinin kendisini sevdiğini söyleyecekti.

Geldiği gibi bir anda kaybolan cücenin ardından silik bir küfür yankılanır.

"Kodumunun sanatçı kısmısı..."

19 Mayıs 2009

merak ettiğim şudur ki
uzun uzun cümlelerde boğduğum
bir asıl anlam bu ki
kelime başları dilimde tekleyen
simli seslerle zaten denildiği farzediliyordu ki
<-benim için öfke kaynağıdır->
söz olduğunda anlamaz gözlerin ki
bakışların bir aldatmacaydı
sen zaten ben demeden beni anlamıştın da
ben neden hâlâ uğraşıyorum?

Art by SunshineJones @DeviantArt

17 Mayıs 2009




















Yukarıdaki fotoğrafın tek işlevi sizin dikkatinizi çekmek. Yazı ile bir ilgisi olduğunu sanmamalısınız.

Ver dopingi. İnsan ne kadar hızlı iyileşebilir? Bir Battal Gazi durumuna girip tek bir gecede iyileşsem hoş olmaz mıydı? Yoksa tüm kemikleri kırıldıktan sonra bir gecede iyileşen kişi Kara Murat mıydı... Ya işte, Cüneyt Arkın'ın oynadığı bol gömmeli fantastik Türk filmlerinden birisindeydi.

Olasılıklar, olasılıklar...

Bugün sıkıntıdan gebermeme manî olan Ilgın'a bin teşekkürlerimi yollarım buradan. Bir ömürlük insan ya. Aşığım kendisine.

Sivirsinekler dadanmaya başladı yine. Bacaklarıma saldırdılar ilk olarak. Benim anlamadığım, o kadar kılın arasından sıyrılmayı becerip deriye nasıl ulaşıyor bu şerefsizler...

Aldım elime mızıkayı bugün. Kafadan bir takım sesler çıkardım. Annem hemen ne güzel çaldığımı söyledi. Bir şey çalmıyor olmama rağmen annemin bunu söylemesi sonucu ikileme düştüm: Ya bende deli yetenek var da ben anlamadım ya da ben kapı gıcırtısıyla ritm tutsam bile anneme güzel gelir.

An itibari ile burnuma çok kötü bir koku gelmeye başladı... Alla alla...

Neyse, bu tutarsız ve gereksiz yazıyı fazla uzatmayayım.

15 Mayıs 2009

Ah dostlar, ne olsun daha. Bir yerden bir yanık kokusu geliyor şu anda. Umarım benim makinadan değildir...

Dengeye inanır mısınız diyeceğim, çok mistik kaçacak. Ben bir ara inanırdım doğrusu. Belki hâlâ inanıyorumdur, fakat şu sıralar pek bir dengesizim.

Kişinin kendi kendisini kandırması, bilinçli kullanıldığı sürece illa ki kötü bir şey olmasa gerek. Tabi önce bir bilincinin olması gerek. Geç gelen bilinç de pek bir işe yaramıyor, ancak zararın neresinden dönülse kârdır. Şu sıralar bilinçli olarak kendimi kandırmaya çalışıyorum, olacak sanırım. Olsun olsun, iyidir. Dersen ne şekilde kendini kandırmaya çalışıyorsun; sana cevabım oldukça belirsiz olacaktır. Misal ayağımın bir hafta içinde iyileşeceğine inanıyorum. İyileşecek de! Ya da ne bileyim, tümörlerin bir anda "Yazık ya bu herife, ben artık eriyip gideyim." demek suretiyle yok olacaklarına inanmaya çalışıyorum. Kim bilir, belki beden işleri kolaylaştıracak bir şeyler yapıverir.

Delirmenin eşiğinden dönerken, deliren insanlara bakıp bakıp özeniyorum. Deliren bir kişinin arkasında yatan sebepleri merak ediyorum. O sebeplerde kendimi bulacakmışım gibi geliyor. Benmerkezci bir yaklaşım diyebilirsin buna, fakat ben hiçbir zaman bencil olmadığımı söylemedim sana.

Acaba mezuniyette siyah bir takım mı giysem yoksa değişik, daha açık renkli bir şeyler mi tercih etsem... Hele bi iyileşeyim, alışverişe çıkacağım.

Böyle pahalı takım elbiseler satan yerlere tek başıma girdiğimde, genelde satış elemanları beni ciddiye almazlar. Sanki dolaşıp gidecekmişim gibi davranırlar. Sonra ben birisini yanıma çağırırım ve kıyafet beğenmeye başlarım. Beğendiğim kıyafetlerin fiyatları, benim gibi öğrenci tipi giyinen birisinin cebinden çıkamayacak meblağlarda olduğundan, satış temsilcisi sadece kendimi eğlendirdiğimi sanarcasına sıkılmış bir halde bakar bana. Cidden, zaten biraz genç gösterdiğimden (ki, yaş olarak zaten genç olduğumu düşünürsek bu gencin de genci oluyor) ve boy pos bakımından da kell felli olmadığımdan pek kaale almıyorlar. Beden bulmak da güç oluyor, o ayrı konu.

Belki yadırgayacaksınız, fakat bunca muameleden sonra kapıdan çıkıp gitmek yerine beğendiğim o takım elbisenin parasını çat diye verip tüm beklentileri boşa çıkarmaktan pasif bir haz aldım.

Bu anlattığım, üç sene evveldi. Şimdilerde nasıl olur bilmiyorum. Dedim ya, iyileşmeyi bekliyorum.

Sıkıntı içinde olmak, bunalımda olmak, şanssız kişi olarak bir madalyayı hak etmek, yazık böhü aah ah durumlarında olmak neden bu kadar talep alıyor? İlan ediliyor diye mi?

Neyse işte. Bugün garip bir gündü zaten. Birileri sayesinde hissettiğim pasif hoşnutluk hali tasını tarağını toplayıp bir not bile bırakmaksızın gitti. Haydi bakalım, başa döndük yine.

Her neyse.

14 Mayıs 2009


Şu bitki, ki kendisi bana çok sevgili arkadaşlarımca verilmiştir, çok vahşi. Çok dışa dönük bir bitki. Baksanıza, ne bir yaprağı ne de bir uzantısı içe bakıyor, hepsi saksıdan fışkırmış gibi. Çılgın bir çiçek bu. Çok yakına yaklaştığınızda sanki suratınıza atlıyormuş gibi bir his veriyor. Tuhaf... Sanki tükürmeye hazır bir lama gibi. Sevdim ama kendisini. Umarım ölümü nispeten uzun sürer.

Şöyle ki, gün içinde kaydetmek istediğin konuşmaların aslında o oturduğun masanın molekülleri arasında gizlendiğini düşünüyorum. O yüzden eski şeyler çok şey söyler. Eski duvarlar resmen fısıldar... Ouuuu, ürkünç.

Bir ara bir makale okumuştum. İddiaya göre söylenen her şey, olan her şeyin ses dalgaları atmosferi aşıp uzaya doğru sonsuz bir yolculuğa çıkıyorlar. Teoride, eğer bu sesleri kaydetmenin ve ayırt etmenin bir yolu bulunabilirse, eskiden konuşulmuş her şey tekrar duyurulabilir!

Doğrusu, her ay değişen kişiliğin çelişkili muhabbetlerini tekrar dinlemek isteyeceğimi sanmıyorum. Öte yandan, bi Atatürk'ün söylediklerini bulabilsek hoş olurdu. Gerçi Cumhuriyet tarihimizde yapılan her konuşmayı yazılı olarak kaydetmeyi iyi bilmişiz, fakat yine ses başka olur be...

Ses başka olur demişken, sesli kitap dinlemenin tadı başka ya. Hele ki yazarın kendisi tarafından okunmuşsa, tadından yenmiyor. Neil Gaiman'ın birkaç sesli hikayesini dinledim, çok iyi ya... Sadece Gaiman da değil, başka bir sürü çağdaş yazarın eserlerinin seslendirdiğini biliyorum. Ben de düşündüm bir ara hikayelerimi seslendirmeyi. Kim bilir, neden olmasın, belki bir gün ilk adımı atarım ve gerisi gelir.

Ya ben bu ameliyatı uykusuz gecelerden kurtulmak için olmuştum... Her neyse, tatsız konular bunlar!

Haden, dağılın!

11 Mayıs 2009

  • Gün içi kerteriz noktalarından behsedeceğim. Çay saati mesela. Belli varacağın saat. Böyle birkaç tane olunca araya bir şeyler sıkıştırmak daha kolay oluyor, gün doluyor!
  • Bu yüzdendir ki bir şeyleri düzene sokmalı. Kendim için diyorum. Kardeşim yazacağının bir saati, okuyacağının bir saati olsun en azından. Televizyon dizileri bile işe yarar ya.


  • Felsefe çeviriyorum. Benim bu yazının başındaki ben olduğuma dair ne kanıt sunabilirsiniz bana? Bunu belirleyen ne? Benim bu yazının en başındaki sözcükleri yazan kişi ile aynı kişi olmam için şu anki bende olması zorunlu şey nedir? Bununla ilgili bir ton şey okudum, çevirdim, sonuçtan ise emin değilim. Sanırım kişilik bölünmesine uğrayacağım.
  • Geçmişteki kişi ile aynı kişi olmanın koşullarından birisi de o kişinin yaptıklarını, yapma sebeplerini, yaparkenki güdülerini falan filan senin de hatırlıyor ve kısmen paylaşıyor olman. Ayrıca bu hatırlamanan, o geçmişteki kişi ile şimdiki sen arasında her salisede var olan senler tarafından da paylaşılıyor olması, yani bir doğru üstünde aynı kişiden oluşan bir devamlılık ziniciri üstünde sürekli birbirini takip edior olması gerekiyor. Ben ki an olup birkaç dakika önce ne dediğini hatırlamayan birisi olarak kişisel varlığımın güvenirliğinden şüphe etmeye başladım. Bu boşlukların her birinde belki de yerimi bir başkası alıyor!


  • Derseniz Mete, bir daha senin zihin akışlarını istemiyoruz, abidik gubidik şiirlerin daha iyiydi, yorum olarak not düşmekten çekinmeyiniz. Şiir demişken. Ivır zıvır yazmaktan şiire yer yok pek. Bir de yazacak bişiler gelmiyor aklıma. Ah serde gençlik vardı bir zamanlar... Deli gönül koklamak istediği her güle dizeler dizerdi.


  • Şimdilerde çelişki gösteriyorum. Bir taraftan ilgi istediğimi söyleyebilirken, diğer taraftan gösterilen ilgiyi pek hoş karşılamıyorum. Bunu açıklamak elbette mümkündür fakat istediğimi sanmıyorum. Ben çelişkinin farkında olduğumu ilan etmek istedim sadece. Evet, mal mal gelişigüzel yaşıyor gibi görünebilirim fakat hala içeride bir yerde bilinç var biraz.


  • Ne var ne yok alt kategorilere ayırmaya meğilli zihin, beni sevenlerin bana olan sevgilerini alt kategorilere ayırmaya kalkışıyor. Seven ne şekilde seviyor. Neden seviyor. Sevgisinin kaynağı kendisi mi karşısındaki mi. Sevginin sebebi sevenin kendisinden ötürü mü yoksa sevilenden mi? Sebep sevilenden ötürü ise, nedir; yapılan bir şey mi, söylenen bir şey mi, tip mi, ses mi, ne?
  • Öte yandan bu tür şeyleri fazla kurcalamamak, her türden ilişkinin devamlılığı için hayati önem taşıyor sanırım

09 Mayıs 2009

Yarılmış bedenimden cismen ne çıktığını doktorlar araştırırken, ben içeriden başka şeylerin de çıktığını biliyorum: Şu bana dayanılmaz ağrılar yaşatan hava boşluklarının yerinde bir şeyler vardı. Aslında cevap, göbeğimde sırıtan yarada yatıyor. Sırıtan. Deli gibi. Delilik. Aradan kaçıp giderken geride, kurbanında izini bıraktı.

Bir süreliğine eski adetlere geri dönmeli, belki de o boşlukları doldurmalı. Fakat bu yeni bir delilik olmalı. Ben kahkahalarımı atarken, yaratıcılığımı körüklemenin tam vakti gibi geliyor bu an be an değişen zamanlar.

Oturaklı bir insan olmaya zorlandığım şu sıralarda kendimi yazmaya verdim dersem yalan olmaz, fakat ola ki bir akıllı gelir de "Ne tür bir yazı bu?" diye sorarsa hemen oracıkta yere yatırıp üstüne sıçmanın, ki bu sorusunun tam da yerine rast geldiğinin bir belirtisidir, ardından siz sevgili okuyucularıma, ki sessizliğiniz bana kendi kalp atışlarımı hatırlatıyor, tamamen dürüst olmak adına yarı kendime kızar yarı bu durumdan hoşnut olarak bu yazmanın internetten güzel bir (evet, bir) ve birkaç daha az fakat kendi çaplarında yine de güzel insanla yazışmak olduğunu itiraf ederim. Hareketlerimde bir tereddüt belirtisi bile göremezsiniz. Hayır.

Bir an önce kendi yazı işleri müdürlüğüme ve bizzat yazan kölelik makamıma geri dönmek, belki de şu aklımın yumuşak bir iran kedisi tüyü yumağına (aa, çok yumuşak oluyor) dönüp havada süzüldüğü şu günlerde beni kendime getirir.

Planlanmamış hizmet dışı kalma süremin ne kadar olduğunu sorma, öğrenemezsin.

10 Nisan 2009

Metenin Atolyesi adlı ilk blog sayfamı silmiş bulunuyorum, hepimize hayırlı uğurlu olsun. Orada atıl vaziyette duracağına, hiç olmasın daha iyi dedim.

Alınan dergileri, zamanı eskiyince okumamak da neyin nesi? İnatla, bir derginin içindeki yazılara ancak derginin çıktığı ay içinde okursam bir değer veriyorum. Şubat ayının dergisini Mart ayında okumuyorum. Garip.

03 Nisan 2009














Düşen damladaki serinliği

yanan alnıma koysam,
sakinlesem
cıss sesi gelse
sakinlesem...

Art by Sugarock99 @ DeviantArt

27 Mart 2009




















Gözyaşlarını mı biriktiriyorsun yoksa
günün birinde yağmurun biter diye
susuz kalacağından mı korkarsın

hangi dileğindi bu, birinci mi?

kurak zamanlarda güneş parlakken
ensen yanacak belki
ekinlerin büyümeyecek diye mi korkarsın

Peki ya bu hangi dileğindi, ikinci mi?

sonra tek bir bulut olmayacak
kumsallarında insan yığınları
yalnız yüzemeyeceğinden mi korkarsın

Kaçıncı dileğindi harbi bu, üçüncü mü?

Göz yaşlarını biriktirir durursun.

Art by RebexTrip @ DeviantArt

18 Mart 2009

Kapat ışığı,
katlet aydınlığı:
Karanlıkta görmeyi met ettiler.

Pek karanlık;
Ayağın takılmasın,
Toprağı öpmeyesin,
Gübre olmayasın.

Üstünde haşhaş yetiştirenlerdir konuşanlar;
düşüşüne cevaben.


Art by Kylamay @ DeviantArt

10 Mart 2009




















Bir Kare çizdim,
içini boş bıraktım.
Konuşmadığımda, dünyadaki gürültü oluyor.
Kare, bir sanat eseridir.

Birisini çizdim,
Karenin içine bıraktım.
Konuştum, dünyadaki sesten oldum.
Kare, kaldırımdaki bir taş parçasıdır.

Art by Mefitica @ DeviantArt

04 Mart 2009

Üstünden geçenin sadece bulut olduğunu bilirsin
yine de içine sonsuz sıkıntı düşmüştü.
Sorsalar nerdesin, yattığın yerden seslenirsin
Hep seslenirsin.
Üstünden geçenler insan olur
Yine de basmamaya özen gösterirler;
Sen kalırsın orta yerde.

Art by Wulfi @ DeviantArt

25 Şubat 2009

Her yerde uçan kıl tüy aşkına
Sen gerçek olmayan bir gerçeksin
Gereksiz ne varsa onu avlayanlar
Avlarını seni anlatarak abartırlar.

Seni gerçek yapansa aslında
Tüfeğe yanaşmamış kişilerin
Çalılarda gizlenmiş, ya da odalarda
Sana bakıp bakıp
Aldanmalarıdır.

Art dediğin Yokohama Kaidashi Kikou'dan Alpha

20 Şubat 2009

Cıva düşmüş denize

İskelemde gümbürder

tanrıdan bile daha ağır

bana korkudan şiirler yazdırır



13 Şubat 2009


Aynı konular üstünde yazılmış ayrı şiirler. Her biri aynı kalemden bir başkasına ait.

Kişi, tek başına bir meclis gibi. Meclise başkanlık eden ise, o anın kişisi.

Geçmişinin seni, geçmişinin geçmişinin seni, şimdiki sen, yakın gelecek sen, geleceğindeki sen, geleceğinin geleceğindeki sen... bu böyle gelir ve gider.

Bu, tek başına bir benlikler ordusu.

Bu bağlamda büyük bir karar alırken asla adil olamazsın. Bir kere bu karar, gelecekteki senin (o karardan etkilenecek olan, hatta o kararla şekillenen) kontrolü ve rızası dışında alınıyor. Geleceğini karşına alıp etraflıca tartışamıyorsun.

Geleceğinle aranda bir duvar var ise, geçmişin tam tersine eski bir tanıdık gibi olmasına rağmen artık bezmiş ve karışmak istemiyor. Zaten muhtemelen pek sık görüşmüyorsunuzdur, insan dediğin unutkandır. Ola ki görüştünüz ve kararına bulaştı bir şekilde, bu sefer seni karıştıyor; direk müdahale yok sadece sitem ya da uyuşturucu eski hikayeler, bir nevi psikolojik baskı. Eski bir senden gelecekteki (bu durumda şimdiki) sene bir başka çomak daha.

İki ucu keskin bıçak.

Bugün, bir zamanlar başına gelmiş bir şeyi düşünüp de "Ah, şimdiki aklım olsa öyle yapar mıydım." dediğinde, bu gelecekten geçmişe bir yakınmadır. Bu bir demokratik yetersizliktir.

Bu durumda kendimizle ilgili büyük kararlar almak, birer diktatörlüktür.

Kendinizi demir yumrukla yönetecek kadar güçlü müsünüz?

08 Şubat 2009

Saçımı başımı yolan eller
Kalem bile şikayetçi
Kapıları açar mısın, kapar mı
Bir yama yapar mısın istesem?
Yaparımla yapmam arasındaki farksın
Çizgilerinle sırıtırsın
Sırıtma öyle aç-kapa
Tuttuğun gibi bileklerinden
Bir el diğerine kenet
Elim kolum bağlıymış meğer.

03 Şubat 2009


Açık sözler, açık ayinler.
Ağaçlara tırmandım:

Sen-benden-bir şeyler-bekledin

Çok kez naralar attım

Sen-benden-bir şeyler-bekledin

Tüylerimi kabarttım

Sen-benden-bir şeyler-bekledin

Sanırım bir şeyleri yanlış yaptım.


art by wellidontknowexactlypleasetellme....

30 Ocak 2009


İş yerinden çıkmış, yorgun, argın, durağa doğru yürürken, havada çok değişik bir koku vardı. Öyle iç bunaltıcıydı ki tepki göstermeden edemedim. Etrafa bakındığımda, diğer insanların, hatta caddenin karşısındakilerin bile buruşuk yüzlerle etraflarına bakındıklarını gördüm.

Devam ederken yolda birdenbire önüme çıkan bu kadın, çok eskilerden gelmiş gibiydi. Şaşırdım doğrusu; fakat hiç bozuntuya vermedim. Bir yandan da üstüme çöken bu uyuşukluğun sebebini merak ediyordum.

Etraf çocuklarla dolmuştu. Kadın önümde küçük bir reverans yaptı, elimi uzattım. Elini nazikçe avucuma koydu, bir dansa tutuştuk.

Çocuklar durmadan gülüyordu. Kadın ben onu döndürürken çantasını fırlattı. Düştüğü yerde çantasından koca bir elma şekeri fırladı. Kıpkırmızı, parlak, çok özel bir şeker olduğu her halinden belliydi. Kadın kendi halinde dans ederken elma şekerine ulaşmak istedim, fakat ben davranamadan kirlenip çürümüştü bile.

Bana doğru gelen kadının yılankavi hareketleri aklımı çeldi. Ne kadar da güzeldi.

Ben de kendimi kaptırdığımda, bir adam yerdeki çantayı kaparak koşmaya başladı. Umursamadım. Zaten çantayı alıp, hızla kaçan hırsız da birden düştü. Çocuklar hırsızın tepesine binerken biz son figürleri yapıyorduk. Muhteşem bir danstı.

Dans bittiğinde ben de bittim; bilincimi yitirdim. Daha sonra kendime geldiğimde hastanedeydim. Öğrendiğime göre bu teröristlerin yaptığı bir kimyasal saldırıymış, fakat bazıları bunun Amerika'nın üstümüzde yaptığı bir deney olduğunu söylüyor. Bilmiyorum, itiraf etmeliyim, daha sonra helikopterle çekilmiş olay yerinin görüntülerini izlediğimde, durağa gelmeden hemen önce boşlukla dans eden adamı izlerken çok eğlendim.


Art by Reaubain @ DeviantArt

24 Ocak 2009

Bir ayrılık sürecinin ne kadar uzayabileceğini bir yazar olarak ben bilemiyorum. Fakat bu çiftin bağıra çağıra kavga ederek bu sokağa girmelerinin öncesinde aynı konu hakkında kaç gündür tartışıyor olduklarını öğrendiğimde, ki güvenilir bir kaynaktı sizi temin ederim, ben bile şaşakaldım.

Bu sokak dar, yağmur sonrası çamurlarını birkaç gün boyunca kurutamayacak kadar nemli, ve evlerin kömür sobalarının bacalarını anlamsız bir şekilde hemen birinci kattan çıkarmasından ötürü oldukça da dumanlıydı. Sokaktaki yegane renkli şeyler demir parmaklıklı balkonlardaki temizlikleri tartışılır çamaşırlardı.

Sokağa girerken yerdeki moda dergisine basan, erkekti. Dergi bu ay duvak tasarımlarını işliyordu.

Kızın küpeleri değişik taşlardandı. Aslında bildiğin taş... Fakat bunu kimse söylemeye cesaret edemiyordu. Sinirle başını sallarken küpeleri zincirin ucuna mıhlanmış birer gülle gibi sallanıyor, her seferinde kız eliyle onları durduruyordu.

İlginçtir, sonunda durdular. Kız sinirle bir şeyler anlatıyordu. Erkek, yerdeki dergiye baakıyordu. Neden sonra erkek bir anda ileri atılıp balkondaki asılı çamaşırlardan bir don kaptı.

Don, pembeydi.

Donun lastiğini çekiştire çekiştire kızın burnunun dibine tuttu.

Adam haklı. Bu hikaye çok uzadı.

Donu adamın elinden kaptığıyla çamura atan kız fırçalamasına geri dönüyordu ki evin balkonunda kahramanımız teyze belirdi ve benim bile cesaret edemeyeceğimi yapıp belki elindeki çalı süpürgesinden güç alarak ikiliyi sokaktan kovdu; ciyak ciyak.

Çift koşarken birbirine daha yakındı.

Bir evlilik daha kurtulmuştu.

20 Ocak 2009

bin kapı açık bırakırım
bu yüzden kalabalık sözlerim:
bin tane kapı, zarifçe giresin diye
hayatıma; Ve tam bin kapı, çalımlayıp
kaçabilesin diye, zahmetsizce.

Daha mı iyi olurdu;
sözleri
yalınayak
yüzüne
vursam
canın acırdı belki, bilirsin
korkardın hatta.


Acıtmak istemem,
ya da korkutmak,
bilirsin.

Art by christo42 @ DeviantArt

18 Ocak 2009

Bakadurdum sana olan her şeye
Karardın, soldun, neler oldun?
Bakakaldım is bağlamış sözlerine
Keşke okuyup çevirmen olacağıma, diyorum,
Baca temizleyicisi olsaydım.
Art by Moryah @DeviantArt

09 Ocak 2009






bu yerde

halı değil

taş değil

kedi de değil

ben döşeliyim



Art by Fingathing @ DeviantArt

28 Aralık 2008

bir insan iki insan üç insan
sen yalnızsın san
dört insan beş insan altı insan
yine de yalnızsan
yedi insan sekiz insan dokuz insan
düzelecek san
on insan onbir insan oniki insan
biraz yalnız kalsan........
.......................................eee...
art by hordel @DeviantArt

23 Aralık 2008

Hediyeler


Çatlamış yaklaşım
Kırık bir başkalaşım
Tabakhanelerde şekillenenler,
Ne hoş durdunuz duvarlarda.

Eskimiş hediyeler atılır mı, atılmalı mı? Her sene yenileri gelir alır yerini evin bir köşesinde.

Anlamsız, kifayesiz. Atsan, sessiz bir ihanet gibidir.

Halbuki veren de unutmuştur verdiğini, pek muhtemel.

Hediye, istenmeyen bir çocuk misali, tek avuntusu tozunu alan temizlikçi kadınlar (alırlarsa o da).

Hediyeler, atılamayacak kadar eskimeden atılmalıdır.

18 Aralık 2008

bazı şeyler vardır, ne olduğunu çıkartamayız
bir sürükleme ve anlaşılmaz bir gıcırdama,
nedir böylesi sızlanan her gece vakti
bir çarpma sesi, demirin demirle buluşması
savaşan mı var, yoksa, demirden bir kapı daha mı kapandı?
bir çığlık işitirsin, fakat nedir;
bir köpeğin sancısı mı, ya da bir çocuğun sevinci?
korkarsın, adam mı öldürüyorlar acaba? uzaklaşırsın.

bir homurdanma duyarsan mesela, baktığında yana
mide gurultusu mu? yoksa hoşnutsuz musun?
fikirler saklı kalırsa diye endişe edersin.

03 Aralık 2008

tüm bildiklerin yanlıştı
bunu anladığında o vakit
sınav sonrası içilen
ilk soğuk yudum olacak
ve sen bu ruh halinin
dayanılmaz hafifliği ile
yerin dibine uçacaksın!
bu bir kehanet ise,
sevgili benlik,
kendi kendine gerçekleştirdiğin;
eylem planın nedir bakalım?

Art by breninllwyd @ DeviantArt

25 Kasım 2008

"Öyle susar ki
Konuşmaktan nefessiz kalır"
Ve bir günün sonu dayandığında kapıya
Bir alacaklı gibi
Acı acı yutkunur sözleri
Kupkuru boğazı
Öyle susar ki
Kediler bile bağırmak ister gibidir
Bastırmak için
Ve günün sonu yığıldığında kapıya
diyecek başka saçmalık kalmamıştır:
Yorgunluktur konuşturan.

Art by Acadian10 @ DeviantArt

19 Kasım 2008

bundan tam on yıl sonraki halini hatırlıyorum
gözlerin daha bir şiş
daha bir baygın, hatta yaşlı
kahkaha ve gözyaşlarının izleri,
olgunluk çizgileri oturmuş yüzüne
ve o çatık kaşların
yıllar öncesi olduğu gibi, güçlü
bundan tam on yıl sonraki halin,
hatırlıyorum...
ve belki orada olmayacak olsam da
seni seviyordum

16 Kasım 2008




















Tek başınayken iyi ve güzel de

yokken duvarlar çirkin ve kötü

başka ırkların diline çevrildiğinde
karalar bağladı, ruh, hatta öldü
çevirmen pek kötüydü

art by Krows @ DevianArt

12 Kasım 2008

gözler yalpalar
kulak grev yapar
akıl nadastadır, çıkmaz
ilgi kendini duyurmaz
ayaklar bakakalır
ten alışmıştır
kalem n'apacağını şaşırır

07 Kasım 2008

kendine korkak pamuk
olmayan rüzgarlarda sallanır
halbuki sen ki sadeceydin
bir kazağın
bir kol yenindeki
bir ipliğin
incecik ucuydun...
art by Klakikocia @ DeviantArt

05 Kasım 2008

Benim...

Eller, benim
Bacaklar, benim
Benim kollar
var ya hani...

Varlar da varım
Teşekkürler
Siz olmasanız var ya...

Yalnız uçan iki göz
Belki bir burun (şaşı bak)
VE hani çıkık gamzelerden (gamzeleri unutma)

hani ibaret,
olacaktım... var ya.

02 Kasım 2008

Gönülde ne yatsa şimdilerde,
sabaha çıkılacak yol gibi
ya da akşama kalan bir rüya misali.
Neydi o dendi, geçenlerde;
Gayrı ihtiyari,
Daha olmayan kırışıklıklara işlendi.

30 Ekim 2008

Tütsü tutan yaşlı bilge
Bir asır oldu durur bakar da
İmanın sükûtmuş
Bir öğüt vermeksizin
Kırılmayı beklersin.



23 Ekim 2008

Kırmamak elde mi
kristalden her şeyi
Bir sözcük yeter
Kalpler kristalden
Onlar kristalden

Ve bir baş çeviriş
Gözleri deviriş
Yetiyor ya parçalamaya
Eller kristalden
İnsan kristalden





Ve keskin cam kırıkları
Bir şey olmaz sandıkları
Halıda yaralı ayak izleri
Anlar kristalden
Evler kristalden


Az önce tokuşturduğumuz bardaklar
Boşlar şimdi, yıkanmamış
Ve biz mutluluğu içiyorduk
Sen kristalden
Ben kristalden


art by aeternus81 @DeviantArt

21 Ekim 2008

Yavşak Bir Aşk Hikayesi

Gün be gün blogun kalitesini aşağı çekiyorum.
----------------------------------------------

Belediyenin daha o sene yaptırdığı sahil yolunda yürümeyi alışkanlık edinmişti: Her gece saat biri vurduğunda, ay ışığı denizin huzursuz kıpırtıları üzerinde dans ederken, yalnız halde, ağır adımlarla... Yol yeniydi; ama onun yolundaki taşlar adımlarıyla eskimişti bile. Yürüken ne yaptığını, veya neler gördüğünü hiç hatırlamazdı; her gece yaptığı sanki düşsel bir yolculuktan ibaretti sanki.


Düşsel... Yürüyüşlerine ilk başladığı zamanlarda bir eşlikçisi vardı; ters yönlere giderlerdi ama bir şekilde birbirlerinin eşlikçisiydiler. Daha ta nerelerden bakışmaya başlar, birbirlerine sırtlarını dönene kadar da ayırmazlardı gözlerini. O bakışmalar ki saatlerce sohbete bedeldi. Biri bakar öteki dinlerdi. O ona o gün yaşadığı güzel uyanışı anlatırdı, diğeri ise pişirdiği harikulade yemeği. Bazen üzüntülü olurdu, dalgın bakışlarından anlardı; sormaksızın ona anlayışla bakardı, aslında tek bir şey dahi anlamadığı halde.

Bu böylece sürüp gitmişti, tek bir kelime etmeksizin; ta ki bir gece yolda kendisini tek başına buluncaya kadar. O zamandan beridir onu görmüyor, artık yürüyüşleri sırasında gözleri hep diğerlerinin arayışı içinde. Sonunda eve döndüğünde ise yüzünde bir ıslaklık hissediyor. Ne olduğunun farkında değil; hava mı çok nemli, yoksa bunlar yalnızca gözüne kaçan çapakların neden olduğu gözyaşları mı?

19 Ekim 2008

"Düşsel bir arayış onunkisi." diyordu doktor, yaşlar içindeki acılı annenin gözlerinin tam içine, acımasızca. "Dış dünyadaki hayal kırıklıklarını bu şekilde yansıtıyor. Üzgünüm ama bu durumdan onu ancak sizin ve bilhassa kendisinin çabaları kurtarabilir. O zamana kadar bu vahşi tepkileri devam edecektir.” Parmakları eskitilmiş ofis masasının üstünde her cümlesini vurgulurcasına tıklıyordu. Tık tık tık...

16 Ekim 2008


















Gider yatarsın yolun ortasına.

Köprüler alçaktır atlamaya,
Yetmez seni almaya kaç sefer gemi
Az gelir sarmalamaya milyonların eli.
Gider yatarsın yolun ortasına.
Beyazdır son gömleğin, kamaşır gözleri
Öleceksindir fakat, az gelir yaşlar,

yetmez
Zaten bekledin mi bu yollardan hiç tır geçmez

Art by Husvik @ DeviantArt

13 Ekim 2008

Ağır ve uzun adımlarla
Geceyi kat etmek
Alışılmış bir oyun bu
Gölgelere basmadan oynanan






Başkasının gölgesinden kaç!
Aşır kendini dokunma ona!
Yine de çalımlayamadığın birisi;
Kendi gölgene düşersin hep.



art by swordsmanphotogher @DeviantArt

02 Ekim 2008

boşuna çalma aklımı
evde değilim
olası gelecekteyim
sankili geçmişte
konuşuyorum, şimdi değil
ellerim seğiriyor, iş değil

26 Eylül 2008


Tüm akıl oyunlarına tabi
Kendi azabından meşru,
Tatminle dolduğun
Huzursuzluğun.
Zıkkım yutmuş beynin
Tadını ezberlemiş dilin
Bıkkındın, soğumuştu terin
Solmuştu artık tenin.
Bildiğin tüm yönleri sevmedin,
Şimdilerde esaretinle 'özgürsün'
Sevin!

fotoğraf: pekthong @ DeviantArt

17 Eylül 2008


















yıllarla birlikte eskir mi

mekan, deniz, hava
sen geçer gidersin
her şey gelir anılarına kalır

anılarına kaldığından mıdır eskir
dostlar, kapılar, sabahlar
şimdi sanki kanlın bıçaklın

görmemezlikten gelir, cezalarsın

cezalar karma misali döner de mi eskir

döngüler, dersler, muhabbetler

fark bile etmezsin, fark etmez

deyip, geçer gidersin

Olagelir.


Fotoğraf: Ilgın Aktener

09 Eylül 2008

Dalyanın Kedileri



Dalyanın dar sokaklarında yürürken dikkat ederseniz eğer, gördüğünüz bütün kedilerin sakat olduğunu eninde sonunda fark edersiniz. Bu sokak kedilerinin ya bir gözü yoktur ya kulakları kesiktir ya da topaldırlar. Dalyan kedileri oldum olası çirkindirler gerçi; zayıf, uzun boyunlu, genelde sanki tikleri varmış gibi hareket eden mendebur hayvanlar. Genelde ilk gördüğünüzde aşırı gelişmiş sıçanlara benzetirsiniz.

Gittim bunu iskelede ağ ören balıkçılara sordum. Bilirsiniz, meslekleri gereği kedilerle en haşır neşir olan kişiler balıkçılardır. İnanın bana onlar da bu konu hakkında bir şey söyleyemediler. Onlara göre kediler hep bu haldeydiler. Hatta çoğu şu güne kadar hayatlarında sağlam bir kedi görmemiş bile.

Durum çok ilgimi çekmişti. Zaten işi gücü olmayan birisi olduğumdan sonraki günlerde kedileri gözlemlemeye başladım.

İlk teorim, bu yörenin kedilerinin çok kavgacı olduklarından ötürü her birinin bir kavgada yaralandıkları şeklindeydi. Fakat birkaç haftada bu kedilerin aslında olması gerekenden çok daha sakin ve barışçıl olduklarını gözlemledim. Kimse kimsenin yemeğine karışmıyor, zaten çevredeki balıkçı lokantalarının çokluğundan ötürü hepsi bir şekilde karınlarını doyuruyorlardı.

Genelde hep tatmin olana kadar bir şeylerin peşini kolay kolay bırakmamamla övünürüm. Fakat bu kedi meselesi benim sabrımın sınırlarını bir hayli zorlamıştı. Haftalar içinde tek bir adım dahi ilerlememişken artık bu durumun bir tür tesadüften ibaret olduğunu düşünmeye başlamıştım. Tam bu işin peşini bırakıp normal hayatıma geri dönmeyi düşünüyordum ki mahalleye yeni bir kedi geldi.

Bu kedinin özelliği kesinlikle sapasağlam olmasıydı. İşte bir adım.

Bu kedi, sokağın köşesindeki kiralık daireye taşınan ailenin kedisi olmalıydı. Herhalde ev yerleştirme derdi içinde kedinin ayaklarına dolanmasını istememiş olmalılar ki geldikleri gibi hayvanı dışarı salıvermişlerdi. Hem hayvanın çevreyi tanıması lazımdı, değil mi?

Bu kedinin varlığı diğerlerini harekete geçirdi.

Onu gören ilk kedi -beyazdı ve tek gözü görmüyordu- ilk iş olarak onunla koklaştı, sonra müthiş bir tıslamayla koşa koşa uzaklaştı. Bir curcunadır ortalığı sardı. Bir kedi diğerine, ötekisi berikine, beriki her birine haber uçurdu. Sonrasında mahallenin bütün kedileri toplanmış, sokaklarda devriye geziyordu çete misali.

Yeni kediyi restorantların birinin orada dilenirken buldular.
Yapılan şey acımasızdı. Kediler önce yeni olanın etrafını sardılar. Her birinin tüyleri diken dikendi. Bir hırıldamadır sürüp gidiyordu. Sonra önce biri, sonra diğer hepsi yeni kedinin üstüne çullandılar. Kedi çığlıkları kulakları tırmalıyordu.

İş bittiğinde yeni kedi kanlar içinde yerde yatıyordı. Diğerleri sanki hiçbir şey olmamışçasına kendi işlerine dönmek üzere dağıldılar.

Yaralı hayvanın yanına gittim hemen. Hâlâ yaşıyordu; fakat bir bacağı kırık, tek gözü ise yerinde yoktu. Bundan sonra bu da mahallenin sakat kedilerinden biriydi.

Organize bir kendine benzetme söz konusuydu.

İnanılacak gibi değil.

Kedilerin bunu neden yaptığını bilmiyorum. Belki topluma dahil olmanın bedeli, belki de bir tür toplum çapında aşağılık kompleksi. Fakat artık bu kedilerin nasıl sakat kaldığını biliyordum.

Yeni kedi bu haliyle ailesi tarafından pek sevilmedi ve sokağa atıldı. Daha geçen gün onu diğer kedilerle birlikte balıkçıların attığı küçük balıklardan yerken gördüm. Gözünü çıkaran beyaz kediyle yan yanaydı. Nedense iyice zayıflamış, sıçana dönmüştü.

Dalyan dediğin kesinlikle kedileriyle ünlü değildir, çünkü Dalyan'ın kedileri bırakın okşamayı, uzun süre bakılamayacak kadar çirkindirler.

Foto: ~deranged-mongoose @ DeviantArt

06 Eylül 2008

Tan vaktiydi, hışırtıları duydu. Başını yazısından kaldırdıysa bu, kesinlikle hışırtılardan ötürü değildi.

Kıtırtılı hışırtıların eşliğinde Tchaikovsky'nin Rus Dansı çalıyordu.

Bak işte! Bahçedeki biber ağaçları yine kendilerini kaybetmiş, dans ediyorlardı. Yok, hayır, dans dediğinin bir düzeni olur; bunlar tepişiyorlardı. İkili olarak, üçlü bir yandan, beşi bir yerde halay çekiyorlardı hatta. Kökleri bir oraya bir buraya savruluyordu. Yerlere dökülen biber tohumlarının kesif kokusu sinüslerini açıyordu.

Morarmış ellerinden kalemini bıraktı. Mor suratındaki gözleri bir önündeki kağıda, bir dans eden ağaçlara kaydı. Bu yazıya zevk olsun diye başlamıştı, şimdiyse ona işkenceydi. Halbuki maksat eğlenceydi?

Kalemi çat diye vurdu kağıda, ucu kırıldı, kağıt yırtıldı. Yerinden kalktı, masanın ayağına takıldı, düşmedi, toparlandı, dansa katılmak üzere ağaçlara doğru koşmaya başladı. Deli kahkahalarla ağaç halayı ona da yer açtı.

27 Ağustos 2008


Senden yana geçer mi ki zaman?
Kollarında bembeyaz kıllar
Bir ah çekmeye akıl bulursan (pek nadir)
haber ver, yadedelim saçmaları (birlikte)
Ola ki senden gayrı geçti zaman;
Tanımayacaksın zaten, akıl ne fayda
Unutuldu saçmalar, gitti kahkahalar
Hurdacıya vermiştin; nasıl olsa
bir işe yaramadılar

fotoğraf: *gnato @ DeviantArt

16 Ağustos 2008

KaraSinek


Uyku var mı bu gece?
Karasinek!
Yine başıma üşüşecek.
Uyku oldu, peki
Rahat var mı bu gece?
Karasinek!
Üşüştü üşüşecek.
Rahat da olduysa şayet
Sürecek mi bu gece?
Kara sinek
Rüyalarıma düşecek.

Resim: Özgür Kerem Bulur @ Deviantart

02 Haziran 2008


Resim nerden hatırlamıyorum, deviantarttan olması muhtemeldir.

25 Mayıs 2008

Kurdele

















bir kurdele, eski fakat yeni

bir hediyeden bu yana, hatırlatır,

bir zamanlar cezbederdi beni
bir satenden şerit, asılır
bir odanın bir köşesi, bu denli
bir süs görülmedi, sarsılır

bir akıl, anlayamaz

Nedendir, kasılır.
Art by Psychobabbles @Deviantart

19 Mayıs 2008

İşbu Sözleşme


İşbu Sözleşmeden bu yana
Konuşulan tek dil Pürtçe oldu.
Esnek bir dil, Sözleşme gereği,
Herkes kendince yorumlar oldu
Sözleşmedeki gizli hükümler, bi yanda,
Taraflarca uluorta konuşulur oldu
Yazılı surette değil bu kararlar,
Kimsece tanınmayıp yine de uygulanır oldu...

Resim @ DeviantArt SixStringLove

24 Nisan 2008

Bu Kış

mecaz etmeden, eylemeden
olduğu gibi söyleycem
bu kış soğuk değildi
öyle bakma işte, değildi
soğuk gecelerin pek sıcak
pek kıllı battaniyesi
inmedi dolaptan
sahlep dediğinse, sıcak olası
artık pek bir ılık
içinde dondurması

DeviantArt Fotoğraf: CoherentLaserLight

13 Ocak 2008

Çiz


Çizebilsem
de çizebilsem
görsem her daim hatırası
kurşun kalemim renkli olsa
mavisi kırmızısı sarısı olsa
rengini de hapsetsem, hatırası
çizebilsem
ah bi çizebilsem!

Dramatizasyon beni öldürüyor.
Art by ivanjs @ DeviantArt

07 Ocak 2008


Neden insanların ölme hakkı yok? Ölmek isteyenler bu isteklerini devlete bildirsinler, devlet bunlara gerekli psikolog ve doktorları gönderip bu kararlarından ne kadar emin olduğunu sordursun. Çözülecek bir şey varsa şayet ve kişiyi ikna edebilirlerse kişi devam etsin yaşamaya. Yok, edemezlerse o zaman yine devletin tahsis ettiği cellatlar tarafından en acısız şekilde öldürülsünler.

Bu arada, ölmek istediğimi sanmayın. Zorla elimde tuttuğumu bırakacak değilim.

Aslında bu garip yarım-fikirden bir hikaye de çıkabilir... hmm... Ya da boşver, diğer olası fikirlerin arasına atayım.

Art by VODALIZARIN @ Deviantart

06 Aralık 2007

Du-Var

Doldurmalı boş duvarları

Kafatasları, av hatıraları

Ve belki kuru gözyaşı tuzları

İşlenmiş traverten sarkıtları

Asılı küçük portre, hatta natür mort

Kılıçlar ve kalkanlar, hiç kullanılmadı

Sahipsiz bir hediye, kimdendi, unutulmadı

Eskiden bu bebek ayakkabısı, kokusu kalmadı

Bozukmuş, sahibine dönük el pusulası

Bir koleksiyoncunun son açık artırması

Dört boş duvarın üzerime saldırması...

Duvarlar var doldurulmayı bekler

Bu kalem kafiyesiz son cümleyi ister

Boş, duvar, duvar 'manyak' ben, ben, boş

.....

Ben pas geçeyim artık...