Kendi azabından meşru,
Tatminle dolduğun
Huzursuzluğun.
Zıkkım yutmuş beynin
Tadını ezberlemiş dilin
Bıkkındın, soğumuştu terin
Solmuştu artık tenin.
Bildiğin tüm yönleri sevmedin,
Şimdilerde esaretinle 'özgürsün'
Sevin!
Gönderen
Gorgi
zaman:
Cuma, Eylül 26, 2008
1 yorum
Etiketler: Şiirimsi
Gönderen
Gorgi
zaman:
Çarşamba, Eylül 17, 2008
0
yorum
Etiketler: Şiirimsi

Dalyanın dar sokaklarında yürürken dikkat ederseniz eğer, gördüğünüz bütün kedilerin sakat olduğunu eninde sonunda fark edersiniz. Bu sokak kedilerinin ya bir gözü yoktur ya kulakları kesiktir ya da topaldırlar. Dalyan kedileri oldum olası çirkindirler gerçi; zayıf, uzun boyunlu, genelde sanki tikleri varmış gibi hareket eden mendebur hayvanlar. Genelde ilk gördüğünüzde aşırı gelişmiş sıçanlara benzetirsiniz.
Gittim bunu iskelede ağ ören balıkçılara sordum. Bilirsiniz, meslekleri gereği kedilerle en haşır neşir olan kişiler balıkçılardır. İnanın bana onlar da bu konu hakkında bir şey söyleyemediler. Onlara göre kediler hep bu haldeydiler. Hatta çoğu şu güne kadar hayatlarında sağlam bir kedi görmemiş bile.
Durum çok ilgimi çekmişti. Zaten işi gücü olmayan birisi olduğumdan sonraki günlerde kedileri gözlemlemeye başladım.
İlk teorim, bu yörenin kedilerinin çok kavgacı olduklarından ötürü her birinin bir kavgada yaralandıkları şeklindeydi. Fakat birkaç haftada bu kedilerin aslında olması gerekenden çok daha sakin ve barışçıl olduklarını gözlemledim. Kimse kimsenin yemeğine karışmıyor, zaten çevredeki balıkçı lokantalarının çokluğundan ötürü hepsi bir şekilde karınlarını doyuruyorlardı.
Genelde hep tatmin olana kadar bir şeylerin peşini kolay kolay bırakmamamla övünürüm. Fakat bu kedi meselesi benim sabrımın sınırlarını bir hayli zorlamıştı. Haftalar içinde tek bir adım dahi ilerlememişken artık bu durumun bir tür tesadüften ibaret olduğunu düşünmeye başlamıştım. Tam bu işin peşini bırakıp normal hayatıma geri dönmeyi düşünüyordum ki mahalleye yeni bir kedi geldi.
Bu kedinin özelliği kesinlikle sapasağlam olmasıydı. İşte bir adım.
Bu kedi, sokağın köşesindeki kiralık daireye taşınan ailenin kedisi olmalıydı. Herhalde ev yerleştirme derdi içinde kedinin ayaklarına dolanmasını istememiş olmalılar ki geldikleri gibi hayvanı dışarı salıvermişlerdi. Hem hayvanın çevreyi tanıması lazımdı, değil mi?
Bu kedinin varlığı diğerlerini harekete geçirdi.
Onu gören ilk kedi -beyazdı ve tek gözü görmüyordu- ilk iş olarak onunla koklaştı, sonra müthiş bir tıslamayla koşa koşa uzaklaştı. Bir curcunadır ortalığı sardı. Bir kedi diğerine, ötekisi berikine, beriki her birine haber uçurdu. Sonrasında mahallenin bütün kedileri toplanmış, sokaklarda devriye geziyordu çete misali.
Yeni kediyi restorantların birinin orada dilenirken buldular.
Yapılan şey acımasızdı. Kediler önce yeni olanın etrafını sardılar. Her birinin tüyleri diken dikendi. Bir hırıldamadır sürüp gidiyordu. Sonra önce biri, sonra diğer hepsi yeni kedinin üstüne çullandılar. Kedi çığlıkları kulakları tırmalıyordu.
İş bittiğinde yeni kedi kanlar içinde yerde yatıyordı. Diğerleri sanki hiçbir şey olmamışçasına kendi işlerine dönmek üzere dağıldılar.
Yaralı hayvanın yanına gittim hemen. Hâlâ yaşıyordu; fakat bir bacağı kırık, tek gözü ise yerinde yoktu. Bundan sonra bu da mahallenin sakat kedilerinden biriydi.
Organize bir kendine benzetme söz konusuydu.
İnanılacak gibi değil.
Kedilerin bunu neden yaptığını bilmiyorum. Belki topluma dahil olmanın bedeli, belki de bir tür toplum çapında aşağılık kompleksi. Fakat artık bu kedilerin nasıl sakat kaldığını biliyordum.
Yeni kedi bu haliyle ailesi tarafından pek sevilmedi ve sokağa atıldı. Daha geçen gün onu diğer kedilerle birlikte balıkçıların attığı küçük balıklardan yerken gördüm. Gözünü çıkaran beyaz kediyle yan yanaydı. Nedense iyice zayıflamış, sıçana dönmüştü.
Dalyan dediğin kesinlikle kedileriyle ünlü değildir, çünkü Dalyan'ın kedileri bırakın okşamayı, uzun süre bakılamayacak kadar çirkindirler.
Gönderen
Gorgi
zaman:
Salı, Eylül 09, 2008
0
yorum
Etiketler: Kediler
Tan vaktiydi, hışırtıları duydu. Başını yazısından kaldırdıysa bu, kesinlikle hışırtılardan ötürü değildi.
Kıtırtılı hışırtıların eşliğinde Tchaikovsky'nin Rus Dansı çalıyordu.
Bak işte! Bahçedeki biber ağaçları yine kendilerini kaybetmiş, dans ediyorlardı. Yok, hayır, dans dediğinin bir düzeni olur; bunlar tepişiyorlardı. İkili olarak, üçlü bir yandan, beşi bir yerde halay çekiyorlardı hatta. Kökleri bir oraya bir buraya savruluyordu. Yerlere dökülen biber tohumlarının kesif kokusu sinüslerini açıyordu.
Morarmış ellerinden kalemini bıraktı. Mor suratındaki gözleri bir önündeki kağıda, bir dans eden ağaçlara kaydı. Bu yazıya zevk olsun diye başlamıştı, şimdiyse ona işkenceydi. Halbuki maksat eğlenceydi?
Kalemi çat diye vurdu kağıda, ucu kırıldı, kağıt yırtıldı. Yerinden kalktı, masanın ayağına takıldı, düşmedi, toparlandı, dansa katılmak üzere ağaçlara doğru koşmaya başladı. Deli kahkahalarla ağaç halayı ona da yer açtı.
Gönderen
Gorgi
zaman:
Cumartesi, Eylül 06, 2008
0
yorum
Gönderen
Gorgi
zaman:
Çarşamba, Ağustos 27, 2008
0
yorum
Etiketler: Şiirimsi
Gönderen
Gorgi
zaman:
Cumartesi, Ağustos 16, 2008
0
yorum
Etiketler: Şiirimsi
rüyaları hatırlamaz ola idim
Gönderen
Gorgi
zaman:
Pazartesi, Haziran 02, 2008
3
yorum
Etiketler: Şiirimsi
Gönderen
Gorgi
zaman:
Pazar, Mayıs 25, 2008
2
yorum
Etiketler: Şiirimsi
Gönderen
Gorgi
zaman:
Pazartesi, Mayıs 19, 2008
2
yorum
Etiketler: Şiirimsi
Gönderen
Gorgi
zaman:
Perşembe, Nisan 24, 2008
1 yorum
Etiketler: Şiirimsi
Gönderen
Gorgi
zaman:
Pazar, Ocak 13, 2008
5
yorum
Etiketler: Şiirimsi

Neden insanların ölme hakkı yok? Ölmek isteyenler bu isteklerini devlete bildirsinler, devlet bunlara gerekli psikolog ve doktorları gönderip bu kararlarından ne kadar emin olduğunu sordursun. Çözülecek bir şey varsa şayet ve kişiyi ikna edebilirlerse kişi devam etsin yaşamaya. Yok, edemezlerse o zaman yine devletin tahsis ettiği cellatlar tarafından en acısız şekilde öldürülsünler.
Bu arada, ölmek istediğimi sanmayın. Zorla elimde tuttuğumu bırakacak değilim.
Aslında bu garip yarım-fikirden bir hikaye de çıkabilir... hmm... Ya da boşver, diğer olası fikirlerin arasına atayım.
Gönderen
Gorgi
zaman:
Pazartesi, Ocak 07, 2008
2
yorum
Doldurmalı boş duvarları
Kafatasları, av hatıraları
Ve belki kuru gözyaşı tuzları
İşlenmiş traverten sarkıtları
Asılı küçük portre, hatta natür mort
Kılıçlar ve kalkanlar, hiç kullanılmadı
Sahipsiz bir hediye, kimdendi, unutulmadı
Eskiden bu bebek ayakkabısı, kokusu kalmadı
Bozukmuş, sahibine dönük el pusulası
Bir koleksiyoncunun son açık artırması
Dört boş duvarın üzerime saldırması...
Duvarlar var doldurulmayı bekler
Bu kalem kafiyesiz son cümleyi ister
Boş, duvar, duvar 'manyak' ben, ben, boş
.....
Ben pas geçeyim artık...
Gönderen
Gorgi
zaman:
Perşembe, Aralık 06, 2007
0
yorum
Tik tak Tik
tak
Saatim sıcak!
Tik tak tiki
TAK!
Akrep bir kaçak!
Tik tak
Tik tak
Benden önce ulaşacak
Ve Tik ve Tak
Peki sonra ne olacak?
Gönderen
Gorgi
zaman:
Perşembe, Kasım 29, 2007
0
yorum
Etiketler: Şiirimsi

Çoğu kez kırıcı ve doğru konuşarak karşımızdakinde yepyeni anlayış ufukları açacağımızı sanırız. Gerçekteyse yaptığımız o kişiyi kırıp onu tam tersine daha da kapatmaktan başka bir şey değildir. Kişi muhtemelen zaten bütün bunları daha önceden düşünmüştür; onu engelleyen anlayamaması değil, bambaşka etkenlerdir. Biz kim oluyoruz da bu etkenleri bilmeden etmeden, dahası bilsek dahi sadece kendi kavrayış ve mantığımıza güvenerek karşıdakinden daha tutarlı ve doğru olduğumuzu iddia edebiliyoruz ki?
Gönderen
Gorgi
zaman:
Perşembe, Kasım 08, 2007
1 yorum
Gönderen
Gorgi
zaman:
Çarşamba, Eylül 26, 2007
2
yorum
Etiketler: Şiirimsi
Kokusuz benliğimin benden de eski hayali kimin aklına gelirdi ki?
Ormandan çıkıp şehre gittiğimde
kaybolanın sadece farkındalığım olduğunu sandım
sonradan anladım aslında
bu sadece bir aldatmaca
benimle başlayan benliğimi değiştirmek için
bir kandırmacaymış
şimdilerde anısız geçmişime göz atmaya çalışan ben
neyin değiştiğini merak ediyorum
yazılı kayıtlardan anlam çıkarmaya çalışırken
kendi şifrelerimi çözemiyor olmanın
deli mutluluğunu yaşıyorum
Gönderen
Gorgi
zaman:
Çarşamba, Eylül 19, 2007
0
yorum
Etiketler: Şiirimsi
Çıt yok. Geniş caddeler bomboş. Arabalar boş ve cansız. Ağaçlar kıpırtısız, cansız. Bulutlar terk etmiş gökyüzünü. Nefes yok. Toprak sessiz, yok.
Pencereler kimsesiz. Evler sahipsiz. Duruyorlar öylece. Kapıdan içeriye. Kimse yok. Salon renksiz. Mobilyalar birer süsten ibaret. Merdivenlerden yukarıya. Soldaki ilk oda. Gelişigüzel dağınıklık. Yatak boş, düzeltilmemiş.
“Burada değiliz. Yokuz. Evde kimse yok.”
Kimse yok sanısı.
“Gerçekten yokuz. Baksana, kimse yok.”
Yanılgı sanısı
“Başka bir yüzyılda gel.”
Peki. Pencereden dışarı. Yüksel. Yüksel. Gökyüzüne doğru.
Bu evlerden binlerce var. Binlerce boşluk, binlerce oyuk, binlerce mağara. Zamansız, öylece durmak. Ve boşluk.
En azından gökyüzü ve toprak doldurulmalı...
-Art by 3nchancedfx (DeviantArt)
Gönderen
Gorgi
zaman:
Çarşamba, Eylül 05, 2007
0
yorum

Yanıbaşındakine dönüp başladı konuşmaya. parmağıyla biraz ilerideki hızlı ve gergin adımlarla işine gitmekte olan adamı işaret etti, espri kelimeleri döküldü ağzından. Sonra gülmeye başladılar. Bu espri ve ardındaki kahkalar onlara tam bir dakika otuziki saniyeye mal olmuştu. Gün bir adım daha ilerledi.
Zaman dostumuz aslında. Durmayı, bizi sıkmayı istemiyor. Akmak için her fırsatı kolluyor, hepsi bizi daha ileri taşımak için. Gerçi her bir dakikanın bir bedeli var. Kimisinde bu sarf edilen anlamsız sözler, kimisindeyse birkaç kahkaha.
Bazıları zamana beyinlerini veriyorlar. Aylar beyinsizce, hatırlamaksızın geçip gidiyor. Bir başkasıysa akıllı davranıp algısını rehin veriyor ve zamanı anlayamadan öylece yıllarını harcıyor.
Demin yürüyen adam, hatırladınız mı? O, zamanın en iyi müşterilerinden. Arkadaşın yürürken az bir durup biraz önce yanından geçen güzel kadına şöyle bir göz atmaya dahi vakti yok. Zamana neyi var neyi yok vermiş. İş, güç, ve bir şeyler kazanmak derken karşılığında özel hayatını, arkadaşlarını, ailesini, bir fazla lokmayı kurban etmiş. Ne diyelim, bizce müşteri her zaman haklıdır.
Ve şu kadın. Kadın, ona bakmayan adamı uzun uzun süzdü. Kaçan kovalanır, ama bu sefer o kadar da ısrarcı değil. Akşama arkadaşlarıyla bir bahçede geçirecek. Geceler harcanmalı bir şekilde. Onun okuyacak, izleyecek, öğrenecek bir şeyi yok; arkadaşları var ya. Bazı insanlar aralarında bu sözsüz, kayıtsız anlaşmayı yaparlar: Birbirlerinin vakitlerini harcatırlar ve böylece birbirlerini o vakitle ne yapacaklarına karar verme derdinden kurtarırlar. Çoğunlukla o gece konuşulanlar hatırlanmaz.
Kadın durakta beklemeye koyuldu. Otobüsü ne ara gelir hiçbir fikri yok; bu tür şeyleri aklında tutamaz zaten...
Gönderen
Gorgi
zaman:
Salı, Ağustos 21, 2007
1 yorum
heyecanlanmıyorum artık
ne kokusundan
ne de bakışından hayatın
ne oldu, kurudum mu dersin?
iki senede bitip tükendim mi?
şimdilerde kırmızı görmez oldum,
maviyse artık alelade bir renk
Gönderen
Gorgi
zaman:
Salı, Ağustos 21, 2007
0
yorum
Etiketler: Şiirimsi
This Template is Brought to you by : AllBlogTools.com blogger templates